AMERİKAN GÜLDÜRÜ SİNEMASINDA "CLOWN" GELENEĞİ
Işık Ezber
Amerikan güldürü sinemasında Clown'lar, neredeyse sinemanın tarihi kadar eskidir. Üstelik bu durum sadece Amerikan sineması için değil, örneğin Fransız Güldürü Sineması için de geçerlidir. Sinema tarihi kısaca anımsanacak olursa, özellikle ilk dönemlerdeki oyuncuların pek çoğunun Birleşik Devletler'de vodviller, İngiltere'de müzikholler, Fransa'da ise café concertler'den yetişmiş olduğu dikkatten kaçmaz. Başlıktan da anlaşılacağı üzere, burada sadece Amerikan Güldürü Sineması bağlamını ele alacağız.
Clown geleneğinin kaynağı vodviller, 1880'li yıllardan başlayıp, 1920'li yıllara dek süren ve sanayileşme süreci yaşayan ülkede özellikle göçmenlerden oluşan kitlelerin eğlence araçlarıdır. Vodviller, 1908'de ilk vodvil binası olan "Palace on NewYork Broadway"in açılışına dek, ülkeyi karış karış gezen gösteri gruplarıdır. Gezici gruplar olması, burada çalışan güldürü sanatçılarına, ülkeyi tanıma ve insan tiplerini gözlemleme adına önemli katkı sağlamıştır. Vodvillerin güldürü sanatçılarına katkısı sadece yukarıda sözü edilen özelliği ile sınırlı değildir. Tam bir 'gösteri karışıklığı' olarak tanımlanan vodvillerin yapısı gereği güldürü sanatçılarının sahnede kalış süreleri oldukça kısıtlı olduğu için, hata yapmamak, dinamizmi sürekli kılmak ve malzemeyi (özellikle vücudu iyi kullanmak) en iyi biçimde değerlendirme zorunluluğu içindedirler. Bu da güldürü sanatçılarının sahnede kaldıkları süre içinde mükemmel bir performans göstermelerini zorunlu kılmaktadır. Kabaca belirtilen bu format içinde yetişen güldürü sanatçılarının pek çoğu, sinemanın ortaya çıkışı ve yaygınlaşmasıyla birlikte beyaz perdeye transfer olmuştur. Burada altı çizilmesi gereken iki önemli husus vardır. İlki, sinemanın ilk döneminde yer alan vodvil kökenli bütün güldürü sanatçılarının clown geleneği içinde yer almaması (bu arada II. Dünya Savaşı sırasında clown geleneği içinde yer alan birçok güldürü sanatçı ve grubu radyodan yetişmiştir), ikincisi ise güldürü sinemasında clown geleneğinin ayırıcı özelliklerinin olmasıdır. Bu gelenek içinde yer alan güldürü sanatçıları, güldürünün alt türleri olarak adlandırılan değişik biçimlerde ürünler vermişlerdir. Örneğin Chaplin komedi ile trajedi arasındaki ince çizgide dolaşırken, Marx Kardeşler ve W.C. Fields sinik tavrı benimsemişlerdir.
Amerikan güldürü sinemasındaki 'Clown' geleneği içinde ilk ayırıcı özellik, clown'ın bizatihi kendisidir. Burada clown olay örgüsünü ikinci plana atabilecek merkeziliktedir ve yaratılan clown karakteri sanatçının bütün filmlerinde değişmeden kalır. Clown'ın görsel komedisi konunun önündedir, çünkü makyajı, vücut yapısı, kostümü, mimik ve hareketleriyle daha en başından seyirciye, izleyeceğinin bir komedi olacağına dair mesaj vermektedir. Buster Keaton'un ifadesiz yüzü, Herold Lloyd'un hasır şapkasıyla gözlükleri, Jerry Lewis'in üzerine kısa gelen pantalonu, Woody Allen'nın dağınık saçları ve unutulmaz Şarlo, istinalar dışında neredeyse bütün filmlerde değişmeden kalmıştır.Clown genellikle dünya ile çatışma içindedir ve bu dünyanın objeleriyle aralarında yapıcı bir ilişki kuramaz. Clownların bu ilişkisizliği kendi dönemlerinin politik, ekonomik, toplumsal durumuyla yakından ilişkilidir. Örneğin sessiz sinema döneminin altın çağı, Amerikan toplumunun refah düzeyinin yükseldiği, teknolojinin gündelik yaşama girmeye başladığı ve bu değişiklikler bağlamında da toplumdaki değer yargılarının farklılaşmasına denk düşmektedir. İnsanların bu yeniliklere ayak uydurması çaba gerektirmekte ve bu da onları gülünç duruma düşürmektedir. Clown'lar genellikle bu gülünçlüğü sergilerken, aslında bütün bu değişimlerin insanın özü ve değer yargılarında yaptığı hasar'ın altını çizmektedirler.Bu sadece sessiz sinema döneminde değil, clown geleneği içindeki Amerikan güldürüsünde özellikle ilk elli yılın sorunsalı olarak dikkat çeker. Örneğin Chaplin The Floorwalker'da yürüyen merdivenle, The Cure'da ise bir döner kapı ile boğuşmaktadır. Daha yakın dönemlerde Jerry Lewis'in başına elektrik süpürgesi, çamaşır makinası, televizyon gibi aygıtlar dert olur.
Sesli sinema döneminin başında clown geleneğinin güldürü anlayışının sinik tavra yönelmesi, dönemin toplumsal durumu ile yakın ilişki içindedir. 1929'da başlayan ve etkisini 30'lu yıllarda sürdüren büyük bunalımın depresif atmosferi, bu yıllarda sinema sektöründe yer alan Marx Kardeşler, W.C.Fields ve Mae West gibi clownların, toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışına, bozulan eğitim sistemine ve güncel politik ortama, çöken aile kurumuna, yüksek sosyeteye ve yüzeysel bilgiye anarşist bir tavır içerisinde saldırmalarına neden olmuştur. İkinci Dünya Savaşı süreci ile birlikte clownlar genel olarak bu tavırdan uzaklaşıp, savaşın ağır psikolojisi karşısında kitleleri salt eğlendirme görevini üstlenmişlerdir.
Clownlar genellikle şehirde yaşayan, yersiz yurtsuzlardır. Bunun getirdiği 'hareket halinde olma' güldürü sanatçısına sayısız malzeme sunar. Harry Langton Tramp, Tramp, Tramp'de ülkeyi baştan başa dolaşır. Keaton The General'da hiçbir yerde durmayan bir lokomotifi kullanmaya çalışırken, Marx Kardeşler Go West'de tren kullanırlar. Bunun yanı sıra, örneğin Laurel-Hardy'yi Vahşi Batı'da alışılan kılık ve tavır içinde görmek ya da Chaplin'in klasik tramp giysisi içinde bir buzdağının yanında dolaşması güldürü unsuru yaratan uyumsuzluklardır. Gezginlik tanımı içinde olmasa bile sadece hareketlilik, güldürü sinemasının başlangıçtan bu yana en etkili malzemelerinden biri olan izleme-kovalamaca sahnelerini de içinde barındırmaktadır.
1920'li yılların sonlarına doğru ortaya çıkan ve zıtlık temeline dayanan ikili (bazen üçlü ) komedi grupları clown geleneğinin önemli özelliklerinden biridir. Bu grupların ilk örneği olarak Laurel-Hardy ikilisini verebiliriz. Laurel-Hardy aynı zamanda sinema kariyerlerini sessiz dönemden sesli döneme taşıyabilen ender güldürü sanatçılarındandır. Sesli sinema dönemiyle birlikte güldürü gruplarındaki artışın nedeni, zıtlık temasının sadece görsel gaglarda değil, diyaloglarda da kendini göstermesidir.
Günümüz Amerikan sinemasında clown geleneği yukarıda anlatılan bağlamından bir hayli farklı. Woody Allen hem sinemada ve hem de yazında bu geleneği günümüz koşulları içinde sürdürüyor. Oyuncu olarak rol aldığı filmlerde genellikle başarısız, rahatsız, uyumsuz bir anti-kahraman. Metropolde yaşayan günümüz insanının iletimsizliği, korkuları, kendine güvensizliği ve bu durumun yarattığı psikolojik sorunları filmlerine taşıyan Allen, bu bağlamda geçmişten gelen geleneği sindirmiş ve başka bir içerikle yeniden yapılandırabilmiştir.
Yukarıda özetlenen tanımlar içinde çerçevesi çizilen "Clown Geleneği"ne sokulamayacak güldürü sanatçıları, bu geleneğin bir takım özelliklerini bünyelerinde barındıran örnekler vermektedirler. Salt bu bile yukarıda küçük bir azınlığının sözünün edilebildiği güldürü ustalarının üstlerine düşeni fazlasıyla yaptıklarını, tecimsel amaçlı sinema yapanların bile ülkelerindeki sinema kültürünü bildikleri ve ona bir biçimde sahip çıktıklarının kanıtıdır.